17 Şub 2012

El becerilerimizi konuşturduk!

Sevgili arkadaşım Ezgi'nin elleri dert görmesin.

Arkadaşım diyorum ama henüz kendisiyle bir türlü biraraya gelebilmiş değiliz. Ancak onunla pek çok ortak yönümüz olduğunu düşünüyorum, kendisi ve eşiyle yaşadığımız bazı enteresan tesadüfler de bizi güldürmüyor değil.

Ortak yönümüz dedim ya, öncelikle ikimiz de çok becerikliyiz mesela :p Bunun en güzel örneği bu güzel iPhone kılıfıdır. Buradaki çizmimi hatırlarsınız, Ezgi'nin de kılıf diktiğini gördüm ve aklıma bu çizimimi, aşık olduğum telefonum üşümesin diye bir kılıfla birleştirmek geldi. Ezgi'nin de bunu başarıyla hayata geçireceğinden emindim zaten:)

Bu pek maharetli şirin ellerin diktiği muhteşem diğer şeyleri görmek isteyenler için ve hatta sipariş vermek isteyenler için buraya bir tık diyorum;)

4 Şub 2012

Yerli malı, yurdun malı, herkes bunu kullanmalı

Size memleketimin(Adana)en girişimci insanlarının en yaratıcı insanlarıyla biraraya gelerek kurdukları bir markadan bahsetmek istiyorum bugün. Daha önce pek yapmadığım birşey aslında ancak Adana'nın bağrından kopan, Türkiye'ye yayılan belki dünyanın her hangi bir yerlerinde bile izleyicisi olan bir marka olduğu için ve eğlenceli tasarımlarından çok hoşlandığım için anlatmak istedim.

Yıllar önce onu üniversiteden arkadaşım Erkan'ın düzenli olarak yeni tişörtler alıp giydiği ve bunun hepimizin dikkatini çektiği bir dönemde tanıdım. Erkan'a her sorduğumuzda "bu tişört ne güzel böyle nereden aldın?" diye, cevap şu oluyordu: "Matrak diye bi yer açılmış çok güzel ürünler var, Baraj Yolu'nda, gidip beraber bakalım mı?" Matrak aşağı matrak yukarı dilinden düşmezdi derken bizim de uğrak yerimiz olmaya başladı ilginç tasarımlı çanta, şapka ve tişörtleriyle. Ve gelişimini yıllarca izledim sevdiğim ve giydiğim bir marka sonuçta. Adana'ya açılan büyük AVMlerde yerini almaya başladı sonrasında günümüz girişimciliğine ayak uydurarak internet üzerinden satışlara başladı, hala takip ederim. Sizin için en beğendiğim örnekleri ekledim ama sitede daha yüzlerce seçenek var, rengarenk, eğlenceli ve komik:)

Arkadaşını davet et 15 TL kazan kampanyası ve 75 Tl üzeri alışverişlerde kargonun bedava olması ayrı bi güzel. Herşeyden güzeli şu an çok sevdiğim illüstratör arkadaşımın çzimleriyle süsleniyoruz;)

Hele ki şimdilerde sevgililer günü özel tişört ve kupaları ön planda ki tasarımları mutlaka görmelisiniz.

Tüm ürünleri görüp ve hatta satın alabileceğiniz web sayfası için bir TIK, Facebook sayfası için buraya bir tık -ki harika sürprizleri oluyor-

Yerli malı yurdun malı, herkes Matrak kullanmalı diyor ve ekliyorum, bırak kendini Matrak'ın yaratıcı kollarına;)

1 Şub 2012

Lidyana Kafası

Merhaba,

26 Aralık tarihinde başlayan hiper yoğun serüvenimden ötürü blogumu bu kadar uzun süre başı boş bırakmak zorunda kaldım.

Şimdilerde -umarım- hayat normale dönüyor ve ben çok özlediğim bloguma, çizimlerime ve yazılarıma kavuştum. Ne kadar sevdiğimi de yeniden anladım.

Bir maille başladı her şey bir ay önce, bir iş görüşmesi teklifiydi. Ardından görüşmeler, acilen işe başlama, arada memlekete gidip gelme, tekrar iş başı ve yeni ev, yeni ev arkadaşı, kar yağışlı havalar derken, hayatımın en yoğun bir yılını, bu bir aya sığdırmış gibi oldum. Her şey o kadar güzel ve keyifli ki yoğun demek bile olumsuz bir terim olarak kalır.

Hayatın tüm olumsuzluklarına rağmen büyük resime bakınca harika bir işim var, çok büyük girişimci isimlerin ortağı olduğu bir dikey e-ticaret sitesinin, büyük bir kuruluşun bir parçasıyım, Lidyana.com takı ve aksesuar sitesinin tasarımcısıyım. Yaşadığım ev İstanbul'un en güzel yerlerinden birinde, güzel arkadaşlarım var ve sağlığım yerinde, e daha ne isterim, birazcık blog yazmak için zaman tabi ki:) Bir de çizim yapabilmek. Bu çizimi de ofiste çaktırmadan yaptım, masa büyüklüğünde ekranımla nasıl çaktırmadan yapılır bilmem ama...

Yazmak istediğim tonlarca şey var, ancak zamanla sıralarım hepsini.

Hadi herkes bi tık Lidyana.com'a, sevgililer günü yaklaşırken sevgililere, eşlere, annelere güzel hediyeler almaya;) Erkekler için de ürünler var beyler koşun!

25 Ara 2011

Kar Kafası

Bu günlerde bir "Kar Kafası" yaşıyorum ki sormayın.

Hayatında kar görmemiş olmak sizin için çok şaşırtıcı olsa da, Adana'da hiç kar yağmadı ve ben seyahatlerimi hep karsız yerlere yapmışım. Geçen kış İstanbul'da çok hafif yağdığı dönem buradaydım. Bir de şu günlerde, bu kadar yoğun yağmasa da, her yağdığında aynen bu kafayı yaşıyorum.

İçimdeki çocukça duygulara engel olamayıp dilimi uzatıyor, oradan oraya koşmak istiyorum. Neden? Bilmiyorum:)

Bir an önce "Kar topu Kafası" ve Kardan Adam Kafası"nı yaşamak dileğiyle. ^^

22 Ara 2011

Van'daki çocuklar üşümesin diye...

"Kimin örgü bildiği ortaya çıksın, pamuk eller şişlere, yünler dolansın ellere"
"Öremesen de BEĞENebilirsin, beğenmesen de PAYLAŞabilirsin."
"Van için tek yürek iki bilek" nidalarıyla başlayan bu güzel organizasyona dahil olunuz, oldurunuz.

Ayrıntılar burada başka söze gerek yok;)

Facebook sayfası da burada.

Blog sayfanıza banner eklemek isterseniz sağ taraftaki bannerı alınız;)

Sevgiler.

20 Ara 2011

Teknoloji Deyip Geçme


Efendiiim, defterden bahsettik bir önceki yazımızda ancak teknolojiye epey haksızlık ettik. Teknolojinin güzelliklerinden bir nebze olsun bahsetmek istiyorum şimdi de.

Geçen hafta bir okul gezdik. Öyle bir okul düşünün ki teknolojinin en güzel imkanlarını almış, sonuna kadar kullanıyor. Bahsi geçen okul Doğa Koleji. Okuldaki oluşturulan tüm imkanlar hepimizi teknolojinin ağızları açık bıraktırdığı yere getirdi.İlköğretim sınıflarından lise eğitim sınıflarına kadar her yer, her ders ve her sınıf bu imkanlardan faydalanıyor.

Önce biraz etkinlikten bahsedeyim. Arkadaşım "bir blogger etkinliği var gelir misin" deyince olur dedim, Ataşehir Doğa Koleji'ne gittik. Çok güler yüzlü karşılandık okul hocaları tarafından, ilk önce yemek yendi. Ardından okul gezildi.

Öyle bildiğiniz sınıflar değildi. En çok sınıfa benzeyen odasında her çocuğun elinde tablet ve hocanın ders anlattığı bir de dev ekran vardı. Adı Akıllı Tahta. İşte olay burada, akıllı tahta ile öğrenci tabletleri bir bütün halinde ders işleniyor, her hangi bir pürüz yok ve eski sisteme göre daha verimli ders çalışılabiliyormuş.

Sadece bu kadar da değil. Öyle bir bölüm yapmışlar ki ilk okul çağındaki çocuklar uzayı, gezegenleri gerçeğe çok yakın bir şekilde öğrenebilecekleri mükemmel bir platform oluşturmuşlar. Bahsi geçen teknoloji devi marka tabi ki Apple.

Kara tahta ve kara önlükle geçen ilkokul hayatımızda değil teknoloji, uzayı bile bu kadar bilmiyor ve göremiyorduk. Zamanla dünyanın ne kadar değişip geliştiğine hep beraber tanık oluyoruz. Artık Türkiye'deki gelişmeler dünyayla aynı anda olmaya başladı. Doğa Koleji bu anlamda bölgede birinci nitelikte. Oluşturdukları proje ve çalışmalarla eğitim sistemini baştan yaratıp belki de Türkiye'nin geleceğini olumlu anlamda etkileyecek bir sisteme imza atmışlar.

Ben ve blogger arkadaşlarım tabi ki gördüğümüz imkanlar karşısında önce şaşırdık, sonra gurur duyduk ve eminim hepimiz de içimizden "çocuğum olunca bu okulda okutmalıyım" diye geçirmişizdir.Çocuğunuz yoksa bile gidilip görülmeye değer bir okul.

Dileriz daha nice güzel başarılara imza atarlar ve geleceği değiştirmekte daha büyük adımlar atarlar.

Kardeş blogtan hediyeler

Kardeş blogta güzel bir fırsat var siz hala buralardasınız. Yılbaşı ağacımızı çizdim, bi de üstüne tam hediyelik bir yılbaşı kartı yaptım. Bu da yetmedi bir de kampanya başlattım:) Facebook sayfamızdan bizi takip eden 100. kişi bu güzel yılbaşı kartını kazandı, hadi 150. kişiye az kaldı acele edin:)
Ayrıca pasaj sayfama da herkesi beklerim;)

19 Ara 2011

Defter Deyip Geçme!

Efendim bazı zamanlar insan hayatında gerçekten önemi çok büyük olan, ancak bu öneminin çoğu zaman farkında olmadığımız şeyler vardır. Bunlardan bir tanesi defterdir. Evet bildiğimiz defter.

Defter tarihine bakacak olursak -ki bence bakmayalım, çünkü aklım ilk tabletlere kadar gidiyor. Yine de insan düşünmeden edemiyor acaba ilk taş tabletlerden papirüs kağıdına geçince insanlar ne hissetmişlerdir diye.

Bence çok düşünmeye gerek yok, biz şu an bildiğimiz defter ile teknolojik tablet arasındaki(kıyaslanamaz ama) geçiş döneminde neler hissediyorsak, nasıl bir ağız açıklığıyla izliyorsak gelişmeleri mutluluk ve hevesle, onlar da öyle hissetmişlerdir, değil mi?

Taş tabletten dijital tablete uzun bir dönemin arasında kalmış "defter" denilen yüce nesne. Taş tabletlere büyüklük taslamamıştır eminim, hatta dijital tabletlere başı dik ve hasetten arınmış bir gözle baktığına da eminim. "Ben insanlık için vazifemi yaptım, hala da yapıyorum" dercesine gururla bakıyordur zamane dokunmatiklere.

"Defterin tarihi sürecinden bize ne" diyorsanız yazıyı okumayı burada bırakın derim, zira ben ilkokulda benim için defterin önemini hatırladım ve anlatmadan durur muyum?

Evet hepimizin ilk defteri aynıdır canım, hatırlayın sayfaların sağ alt köşeleri kırış buruştu, ellerimizle zor düzeltirdik. Ben genelde ütüyle düzeltip ardından ataçla tuttururdum düzgün dursunlar diye. Akşamları kırmızı kalem ve cetveli elimize alıp defterimizi soldan 2 cm içerden çizerdik. Kimisi üşenmez tüm defteri bi oturuşta çizerdi, ben ise sadece bir kaç sayfa, yarına hazırlık olsun diye. Pembe sarı kokulu silgilerin kokusu da hala burnuma gelir inanmazsınız, arı mayalı... Unutmak mümkün mü? Öhömm neyse konumuzdan sapmayalım, zira gözler de nemlenmeye başladı.

Sonrasında defterler bizim için "hatıra" anlamında çok önemli olmuştur. Bkz; Kokulu Hatıra Defterleri. Yine eminim hepimiz ortaokul döneminden itibaren lise yıllarına kadar cicili bicili defterler alıp, bir de oturup güzel güzel sorular hazırlayıp tüm sayfalara yazmışızdır arkadaşlarımız oraya hatıradan bişeyler bıraksın diye. "En sevdiğin hayvan, en sevdiğin arkadaşın vs.. tadında ömrübillah işimize yaramayacak gereksiz bilgilerle zaman öldürmüşüz bir de bundan mutluluk duymuşuzdur. Neyse işin içinde mutluluk varsa gerisi boş zaten:)

Daha sonra hatıra defteri bende yerini "günlüklere bırakmıştı. Lise 1'den beri günlük tutarım, şimdilerde çok önemli özel günlerimde yazıyorum o ayrı. İlk günlüğümü hiç unutmam, siyah deri kaplıydı. İlk sevgilimle doluydu defterin her bir yanı, hatta o kadar ki kokusu bile sinmişti deftere. Sonra ayrılınca tüm sayfaları tek tek yakmıştım ellerim titreyerek.

Ajandalar vardı bir de, bir türlü istikrarlı bir şekilde kullanımını sürdüremediğim onlarca şeyden biridir. Dünya bir hevesle ajanda edinip, ad soyad bilgileri ve 2-3 gün sonra yapılacak işleri, bir de en sevdiğim arkadaşlarımın doğum günü tarihleri yazıldıktan sonra bir daha açılmazdı kapağı doğru düzgün:) Aman ben de sanırsın iş kadınıyım, liselinin neyine ajanda. Hoş üniversite yıllarında da ajandalarla ilişkim aynı şekilde olmuştur. En son kullandığım ajandanın hikayesi hepsinden komiktir, ofiste boş bulup aldığım ama sonrasında onu her kullananın işten çıktığını öğrenmemle çöpe attığım bir ajandaydı:)

Üniversite yıllarımda matbaalarla çalışmaya başladıktan sonra, baskıdan artan kağıtlardan yapılma defterler kullanmaya başladım, saman kağıt, ince-kalın, küçük-büyük... Şimdiye kadar arwey defterler hariç deftere hiç para vermedim uzun zamandır.

Gelelim günümüze, şu an çekmeceler dahil masamda bulunan defter sayısı 7. Evet yedi. Yedi tane ayakkabım bile yok benim yaa:/ İkisi çizim, biri hesap kitap ve şifrelerimi yazdığım -unutkanım evet-, birisi günlük işleri not aldığım, bir-iki tanesi sıradan not defteri, bir diğeri ise kitaplardan alıntılarla dolu. Böyle şeyleri bilgisayara yazmayı tercih etmiyorum, eski alışkanlıkları bir çırpıda bırakamıyorum. Asıl önemlisi de defterin dokusu var kokusu var, yazarken kalemin çıkardığı sesi, klavyenin çıkardığı bu iğrenç sese tercih ederim. Dokusu kokusu ve kalemin elimdeki varlığı bile bana haz veriyor adeta:) Ne bileyim çok farklı benim için. Şu an en kral tablet hediye etseler -ki ben almam- yine de DEFTER derim, bu böyle biline...

Sizin defterle ilgili unutamadıklarınız neler? Ya da size yaşattıkları ve önemi? Hadi yazın lütfen;))

17 Ara 2011

Pattern'den arka plana, arka plandan zaman tüneline

Tuhaf bir başlık gibi görünse de konuyu size şöyle açıklayabilirim.

Buradaki kitap ayraçlarımdan satın alan ve bayıla bayıla kullanan arkadaşım -yeni arkadaşım- benden, hediye paketi olarak kullanmak üzere bir pattern çizmemi rica etti. Pattern nedir diye sorduğunuzu duyar gibiyim, pattern bir desen ya da doku kalıbıdır. Ama burada hoş bir desen anlamıyla kullanılmakta:)

Neyse efendim ben de bu görmüş olduğunuz tasarımı çizdim onun için. Kendi tarzımla birleştirip canlı bir çizim yapmak istedim, böyle abstract bir tarz çıktı ortaya.

Sonra tabi ben bunu o kadar çok sevdim öyle benimsedim ki -hoş bütün tasarım ve çizimlerim benim çocuğum gibidir:P- "bu karalamayı neden ben de kullanmıyorum?" dedim ve hesabım olan bazı sitelerde arka plan deseni olarak kullandım. About.me ve twitter sayfalarım pek bi cıvıl cıvıl oldular.

Facebook hesabımda kapak fotoğrafı olarak yine aynı deseni kullandım, uygun bir profil fotoğrafı yükledim ve zaman tünelim evlere şenlik bir hal aldı:)

Bu arada beni bu sitelerden takip etmek isterseniz yazı içerisinde bağlantı verdim, tıklayınız takibe alınız;)

13 Ara 2011

2012 Ağacım


Uzuuun zamandır yeni yıl ağacı süslemiyorum. Ama çiziyorum. Bu da yeni nesil yılbaşı ağacı.

Eski nesil şöyle oluyor? -çocukluğa bir dönüş- Çocukken mahalledeki çam ağaçlarından budanan çam dalları arardık, aylar öncesinden bile olsa alıp eve koyardık. Budanmış dal bulamazsak babadan/amcadan, çam ağaçlarına zarar vermek pahasına bir kaç dal kestirirdik:( N'apalım çok mutlu oluyorduk. Sonra okul kırtasiyesinden aldığımız fener kağıtları ve toplardan -harçlıklarımızdan biriktirerek- alırdık, hatta hediye bile alırdım ben herkese:) Ve o kadar uyduruk o kadar karışık ama bizi bir o kadar mutlu eden ağaçlardı ki biz onları aylarca bozdurmazdık annelerimize...

Sonra zaman geçti biz büyüdük ve yılbaşı ağaçları çocukluğumdan daha güzel ve çeşitli olmaya başladı ama bana eski mutluluğu neşeyi veremiyorlar. Çünkü zamanın su gibi akıp geçtiğini bana ilk hatırlatan şey oluyorlar. Ve bir de o süslere, yapmacık ağaçlara verilen paralar kadar hiç bir harcama bana gereksiz gelmiyor. Zaten aslında kültürümüzün bir parçası değiller:)

Ben yılbaşı ağaçlarını çocukluğumda bıraktım ve yeni nesil bir yılbaşı ağacı çizdim. ;)

Onu sevin,koruyun..

Mutlu yıllar. Mussssmutlu yıllar;)

10 Ara 2011

Ne zaman? Ha! ne zaman?

Hayır bugün değil doğum günüm, yaklaşık yirmi gün önceydi, ancak barışabildim otuzumla, çizim çoktan yapılmıştı hatta...

Şimdi benim buraya bi yazı yazmam lazım.

Hatta buraya uzuuuun bi yazı yazmam lazım. E dile kolay 30 yılı kısacık bir cümleyle anlatmak haksızlık olur yıllarıma...

ve bu çizimin ardından susmak olmaz…

Ancaaakk, şu an bilgisayarımda kayıtlı olan sayfalarca yazıyı burada paylaşmak istemedim ama bir kaç özet cümle yazabilirim.

30 oldum ama ne zaman oldum? Neden oldum? Bi dahaki 30 ne zaman acaba? Bir dahaki gençlik ne zamansa ben o güne gitmek istiyorum bir an önce, bu güzel hayatı şu anki bakışımla ve tecrübemle yaşayabilmek için.

Herkesten farklı baktığıma inandım hep, nefes almanın değerini bildim, sahip olduklarıma şükrettim, ama bunları çok geç fark ettim, şimdi bu az da olsa yaşanmışlıkla tekrar bi hayat yaşamak istiyorum en baştan, olabildiğince dolu geçen… Evet otuzumdan tek dileğim bu sanırım.

Hiçbir yaşın geri gelmeyeceği gibi 30 da gelmeyecek diyip yarışmanın süresi birkaç saniye sonra dolacakmış gibi nefes almaya devam, azıcık iz bırakmak hayali ve hevesiyle…

Bu yaştan sonrası güzeldir belki de…

8 Ara 2011

Huzur Kafası

İçindeki her şeyi boşalttığın zaman -düşünceler, arzular, hatıralar, projeksiyonlar, ümitler- hepsi gittiği zaman, ilk defa kendini bulacaksın, çünkü sen o saf alandan baska bir şey degilsin, içindeki o bakir alan. OSHO

Herkesin biraz huzura ihtiyacı vardır ve bence herkes bazı bazı meditasyon yapıp, kendini dinlemeye zaman ayırmalı.

6 Ara 2011

Zıbarovski Kafası

Zıbarovski zıbarmaktan gelen bir terimdir. Zıbarmak uyumaktan gelir...
Sevgili Aslı buldu bu ismi:)Bu çizim aslında onun için ama gecenin sessizliğinde uyumak isteyip uyuyamayanlara, uyuması gerekip uyumak istemeyenlere ve benim gibi uykuyu çookk sevenlere de gelsin.

2 Ara 2011

Bu benim tarzım

KendiTarzım.com diye bir site var, en iyi çizerlerin çizimlerinin defter üzerine lazerle işlenip defterlerin satışa sunulduğu bir site. Ben "en iyi çizer" değilim ama Arwey defter çok sevdiğimden, özel bir çizim yapıp kendim için bir defter yapılmasını rica ettim, beni kırmadılar. Ayrıca twitter sayfalarından da 2 adet ayraç kazanmıştım, ikisini birden gönderdiler beni çok mutlu ettiler. Kendilerine çok teşekkür ediyorum.

Siz de iyi çizerlerin çizimlerinin yer aldığı bu defterlere sahip olmak istiyorsanız buraya buyrun;)

30 Kas 2011

Blog kafası

Canım blogum üzerinde yeni değişiklikler yapma zamanı gelmişti.

Çizimi ve blog konseptimi seveceğinizi umuyorum, yorumlarınızı bekliyorummm;))

14 Kas 2011

Yağmur sonrası kafası

Hayatımda daha önce bu kadar güzel bir gökkuşağı görmemiştim.

Ufuk çizgisinin bir noktasından başka bir noktasına kadar uzanıp büyüledi beni!

3 Kas 2011

Muhteşem yol maceralarım

Otobüs yolculuklarım hep macera dolu geçmiştir. Bu da onlardan biri. Bu yolculuktan aklımda kalan tek görüntü çizimdeki görüntüdür.Şehrimi yeni değiştirdim, yerleştim, artık bir süre memlekete gitmem derken ailemi özlediğimi fark ettim. Depremin sinirlerimi yıpratması, yoğun çalışmalar ve üzücü gönül işlerinden sonra aileme ihtiyaç duydum "anneme bi sarılırım geçer" dedim, otobüs biletimi aldım.

Otobüs firmaları da ayrı bir âlem. En kaliteli bildiğimiz iki otobüs firması da gözümden iyice düştü diyebilirim. Müşteri hizmetleri berbat çalışıyor, müşteri hizmetleri iyi olan yolculukta hüsranlar yaşatıyor. Bir saat rötar, arızalı klima, her durakta durması bana tam bir işkence yaşattı. Hele hele benim gibi yolculuk sırasında gözünü bile kırpmayan birinin her seferinde kendine ağlayan çocuklu bir yolcuyu çekmesi nasıl bir "kanun" çözemedim.

Yolculuğumun en iyi tarafı mola yerinde içtiğim domates çorbası ve yeni edindiğim kız arkadaşım oldu:)

Yine öyle bir-iki dakikalık kısa bir mola sırasında kapalı bir oyuncakçıda gördüğü gitarı "isterim de isterim" diye tutturan afacan çocuğun otobüsü ayağa kaldırması, Adana'ya varana kadar çenesinin bir dakika bile durmaması, çenesi dursa koltuğuma ayaklarıyla vurması bana inanılmaz bir yolculuk yaşattı.

Üç gündür memleketteyim, hala uykumu alamadım.

Her yolculuğumda bu ve buna benzer zorlukları nasıl engellerim? "Murphy" ya da "çekim gücü" kanunları konusunda bana yardım eden olursa minnettar kalırım. ;)

Yardım deyip geçme

Belki bu blogu pek kimse okumuyor, belki anlattıklarım pek bir şey ifade etmeyecek ama buraya depremi benim yaşadıklarımla anlatmak istiyorum.

Öncelikle hayır Van'da değildim. Oradaki insanların acısını İstanbul'da arkadaşımın sıcak evinde karnım tok, sırtım pek bir şekilde hissetmeye çalıştım. 98 Adana depremini yaşamış fakat tek sıyrık bile almadan atlatan, evine hiç zarar gelmeyen bir insan olarak hissetmeye çalıştım.

Maalesef elimden hiç bir şey gelmedi. Üzülmek yetmedi, görüntülere gözyaşı dökmek yetmedi, gece uykularımın kaçması bu acı olayı düzeltmeye yetmedi...

Bir şeyler yapmak istedim herkes gibi. Daha doğrusu bu depremi bir "ilahi adalet" olarak gören ırkçı kesimin tam tersini savunan insanlar gibi. En başta böyle düşünen, vicdandan yoksun kalmış insanları görerek insanlığın ne hale gelmiş olduğuna şahit oldum. İnanın bu depremin acıları kadar üzücü bir durum.

Daha sonra kendi çapımdaki kendi imkanlarımla "neler yapabilirim"i düşündüm. Bir an kendi battaniyemi, patik ve çoraplarımı, hırkalarımı vs. göndermeyi düşündüm. Van'a gitmeyi istedim. Bütün büyük battaniye, çadır, soba firmalarını aramayı düşündüm... O insanların çaresizliklerini gördükçe, birşey yapamamanın çaresizliğini hissettim, ama bu düşündüklerimin hepsini tek başıma yapamazdım zaten..

İşte o noktada Türk insanının bir bütün olduğunda neler yapabileceğini gördüm. İşte o noktada Sosyal Medya'nın gücünü gördüm ve kendi adıma içim biraz daha rahatladı.

"İyilik yap denize at" demiş atalarımız. Bence bu deyimin geçersiz kaldığı bir durumu yaşadı ülkemiz. İyilik yapan herkes ne yaptığını söyledi ki söylemeliydi, diğer herkesi harekete geçirebilmek için çok etkiliydi. Irkçı söylemlere bir cevap niteliği taşıması açısından çok etkiliydi.

"Twitter akıllı adam işi değil" diyen arkadaşlarım vardı benim. Eminim hala fark etmediler bu felaketin yaralarının sarılmasında ne kadar büyük pay sahibi olduğunun. Türkiye'nin en çok takip edilen twitter kullanıcıları, ünlü ünsüz herkes seferber oldu, firmaların yardım paketleri göndermesi ve ulaştırması açısından. Baskılar yapıldı tüm firmalara. Sadece o da değil, onlarca can kurtuldu twitter sayesinde. Var mı daha güzeli?

Bir kaç site açıldı Van'a yardım etmek isteyen insanları yönlendirmek için. Belediyeler her ne kadar bu sayede prim yapmaya da çalışsalar en çok onlar çalıştı ve halktan yardımlarını en çok sosyal medya sayesinde toplayabildi. Paketlemede yardım edecek gönüllü insanlar bile yine oradan organize oldular.

Ne kadar büyük yardımlar yapıldı, ne kadarı oraya ulaştı bilinmez ama gördüklerim beni inanılmaz gururlandırmaya yetti. Organize eden, yardım eden, destek olan, oturduğu yerden sadece boş mesaj atan herkese "helal olsun" dedirtti. En büyük helal olsun, orada gece gündüz çalışan kurtarma ekiplerine, başımızdan eksik etmesin onları.

İnsanlığımı hatırladım. Bu böylece kuru bir laf gibi dursa da "insanlığımı hatırladım". En çok ne zaman ağladım biliyor musunuz? Elimden maddi pek fazla bir şey gelmediğinden gönüllü yardımcı olarak çalışmayı seçtiğim sırada bir belediye binasında gördüklerim beni o kadar insan içinde ağlatmaya yetti. Merak etmeyin o kadar çok çalışıyordu ki insanlar, kimse ağladığımı fark etmedi bile:)

Nasıl duygulandığımı nasıl gururlandığımı anlamanız için, o belediye binasının kapısından içeriye sel gibi akan yardım eşyalarına bakıp, onları canhıraş bir şekilde istifleyip ayırmaya çalışan gönüllü insanları gördüğünüzde anlarsınız ancak.

Her yerde arı gibi çalışan, uzakta bi yerlerde ailesi parçalanan, evi yıkılan, üşüyen aç binlerce insanın yüzünü biraz olsun güldürmek isteyen insan vardı.

Ben ise bu yardım selinin küçük ama küçücük bir parçası olmaktan inanılmaz mutlu olan, vatandaşıyla gurur duyan biriydim.

Devlet mi? Boş verin onu biz bize yeteriz her zaman zaten;)

22 Eki 2011

Kağıtsal mevzular

Bir takım düşünceler içindeydim, şimdiyse bir takım çalışmalar içindeyim. Daha önce burada da bahsettiğim bu bloga kardeş geldi.

Esrarengiz Şeyler'i takip eden aradaşlarım o blogu ve yaptıklarımı seveceğinden neredeyse eminim. Fotoğraflarda olduğu gibi çizimler yapıyorum, kağıtlar kesiyorum, yapıştırıp zarflıyorum ve hem de eskiden olduğu gibi "tükenmez kalem" ile adres yazıp "postaneden" postalıyorum. Ve bu beni o kadar mutlu ediyor ki.

Kağıttan Şeyler'e bekliyorum;)