30 Tem 2011

Bir kendini beğenmişlik hikayesi.

Adana için küçük, benim için büyük bir adım atıldı. Adana'da olanlar gözlerini reklam mecralarına çevirip sabırla beklesin, olmayanlar ise blog sayfamdan "bir tasarımcı nasıl mutlu olur" isimli yazı dizisini takip etsin. :)
Saygılar.

22 Tem 2011

Böyle bir gün.


Dikkat! Burası elit iş çevresinin zaman geçirdiği bir çay bahçesi. Herkes ciddi konularda konuşup güzel kıyafetlerine/takım elbiselerine dikkat ederek yiyip içiyor. İçeriden mükemmel tost kokuları geliyor,iş insanlarının tostu da başka oluyor demek ki...

Ortam kasıyor, hava esiyor, ben ise sudoku çözüyor, ağzıma bir sezen şarkısını tutturmuş abidik gubidik rahat hareketlerimle zaman geçiriyorum.

Derken sandviçini ısıran adamla göz göze geliyoruz. Grand tuvalet ağzını kocaman açarken gözüme ne kadar garip göründüğünü bilse "ne var? senin de ağzın yok mu?" diyiverirdi bana eminim. Yarım saat boyunca gözleri üzerimdeydi, hissettim. "Kariyer sahibi olabilirsin Tarık Akan bakışlı abicim, fekat tipim değilsin" diyiverirdim bir şey söylese.

Ardından servis elemanı geliyor. Hani şu "tuvalet ne tarafta?" soruma karşılık "maalesef tuvaletimiz yok" deyip yakınlardaki umumi tuvaletin varlığını benden gizleyen eleman. Ne kadar şık giyinmişsem artık, beni umumi helaya yakıştıramadı ki garip. "Bir şey ister misiniz?" diye sordu otuzbeşinci defa. "Evet tuvalet isterim" diyecektim ki vazgeçtim.

İçtiğim türk kahvesinin dişkovuğuna yetmeyecek düzeyde minimalist tarzının bıraktığı hoş tatla oradan ayrılıyorum.

Hoşçakalın cam bina insanları, hoşçakal tuvaletsiz kalasıca arkadaş.

16 Tem 2011

Ben mi deliyim, bu şehir mi büyülü?


İnsanın çok güzel dostlarının olması, bir de bu dostlarla oturup sohbet edebileceğiniz zamanınız ve muhteşem bir manzara eşliğinde paylaşacak güzel konuların olması sizin ne kadar şanslı bir insan olduğunuzu gösterir. Bir de bunun üstüne 'hiç mutlu değilim' diyorsanız 'ayıp' diyorum:)

Boğaz manzaralı bir sahil çay bahçesinde orta kahvelerimizi yudumlarken arkadaşım -aynı zamanda adaşım- anlatıyor ben dinliyorum, ben anlatıyorum arkadaşım dinliyor. Bu şehir mi büyülü, dalgalar mı deli, ben mi deliyim, arkadaşımda mı bişey var bilmeden mükemmel duygulara kapılıp bambaşka bi dünyada buldum kendimi. Verdiğim yepyeni kararların verdiği umudun sarhoşluğu var gibi kendinden geçmiş bir halde, yeniden doğmuş gibi. Kelimeler birbirinin ardından tırmanarak, suskunluğa fırsat vermeden konuşuyoruz. Biz susunca dalgalar ve martılar konuşuyor. Bir an zamanın da deli olduğunu hatırlıyor ve saate bakıyorum ki o güzel anların sona ermesi gerekiyor, ayrılıyoruz..

Ertesi gün yine aynı saatlerde canım kadar sevdiğim başka bir arkadaşımla şehrin kalabalığının sesimizi bastırmaya çalıştığı bir mekanda yine orta kahveyle dalıyoruz başka dünyalara. Rakı kadehleri saygıdan çıkar ya en yukarıya, öyle çıkıyor birbiri üstüne kelimeler yine, fırsat vermiyoruz gereksiz düşüncelere.

İşte öyle oturuyor hayatın çarkları yerine. Farklı hayatlardan ortak noktalar ortaya çıkıyor, hayat gözlerinin önüne getiriyor gerçekleri. Ne kadar güzel, ne kadar başarılı, ne kadar hayat tecrübesi yüklü bir insan olduğumu, bu güzel şehirde gelecekten konuşabileceğin güzellikte insanların arasında birden farkediyorum. Yaşadığım mutsuzluklar ezildikçe eziliyor, onlara ihtiyacım olmadığını anlıyorum.

Şükrediyorum herşeye...

13 Tem 2011

Artık böyle!

The Fantastic Flying Books of Mr. Morris Lessmore iPad App Trailer from Moonbot Studios on Vimeo.

Biz kitabın dokusunu ve kokusunu hissedip okuyarak büyüdük. Bu teknoloji de böyle bir imkan işte, hangisi daha iyi ben seçemedim.

5 Tem 2011

Evren ne diyorsun?

İstanbul'da bir sahil parkında denizi izleyen kaç kişinin gözleri önünde böyle bir olay gerçekleşir ki? Hem de kısa süreliğine bu şehirde misafir olan biriyseniz... Ve her şeye "bu bir işaret midir?" diye bakan biriyseniz.. Bu nasıl bir işarettir? :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...