30 Kas 2011

Blog kafası

Canım blogum üzerinde yeni değişiklikler yapma zamanı gelmişti.

Çizimi ve blog konseptimi seveceğinizi umuyorum, yorumlarınızı bekliyorummm;))

14 Kas 2011

Yağmur sonrası kafası

Hayatımda daha önce bu kadar güzel bir gökkuşağı görmemiştim.

Ufuk çizgisinin bir noktasından başka bir noktasına kadar uzanıp büyüledi beni!

3 Kas 2011

Muhteşem yol maceralarım

Otobüs yolculuklarım hep macera dolu geçmiştir. Bu da onlardan biri. Bu yolculuktan aklımda kalan tek görüntü çizimdeki görüntüdür.Şehrimi yeni değiştirdim, yerleştim, artık bir süre memlekete gitmem derken ailemi özlediğimi fark ettim. Depremin sinirlerimi yıpratması, yoğun çalışmalar ve üzücü gönül işlerinden sonra aileme ihtiyaç duydum "anneme bi sarılırım geçer" dedim, otobüs biletimi aldım.

Otobüs firmaları da ayrı bir âlem. En kaliteli bildiğimiz iki otobüs firması da gözümden iyice düştü diyebilirim. Müşteri hizmetleri berbat çalışıyor, müşteri hizmetleri iyi olan yolculukta hüsranlar yaşatıyor. Bir saat rötar, arızalı klima, her durakta durması bana tam bir işkence yaşattı. Hele hele benim gibi yolculuk sırasında gözünü bile kırpmayan birinin her seferinde kendine ağlayan çocuklu bir yolcuyu çekmesi nasıl bir "kanun" çözemedim.

Yolculuğumun en iyi tarafı mola yerinde içtiğim domates çorbası ve yeni edindiğim kız arkadaşım oldu:)

Yine öyle bir-iki dakikalık kısa bir mola sırasında kapalı bir oyuncakçıda gördüğü gitarı "isterim de isterim" diye tutturan afacan çocuğun otobüsü ayağa kaldırması, Adana'ya varana kadar çenesinin bir dakika bile durmaması, çenesi dursa koltuğuma ayaklarıyla vurması bana inanılmaz bir yolculuk yaşattı.

Üç gündür memleketteyim, hala uykumu alamadım.

Her yolculuğumda bu ve buna benzer zorlukları nasıl engellerim? "Murphy" ya da "çekim gücü" kanunları konusunda bana yardım eden olursa minnettar kalırım. ;)

Yardım deyip geçme

Belki bu blogu pek kimse okumuyor, belki anlattıklarım pek bir şey ifade etmeyecek ama buraya depremi benim yaşadıklarımla anlatmak istiyorum.

Öncelikle hayır Van'da değildim. Oradaki insanların acısını İstanbul'da arkadaşımın sıcak evinde karnım tok, sırtım pek bir şekilde hissetmeye çalıştım. 98 Adana depremini yaşamış fakat tek sıyrık bile almadan atlatan, evine hiç zarar gelmeyen bir insan olarak hissetmeye çalıştım.

Maalesef elimden hiç bir şey gelmedi. Üzülmek yetmedi, görüntülere gözyaşı dökmek yetmedi, gece uykularımın kaçması bu acı olayı düzeltmeye yetmedi...

Bir şeyler yapmak istedim herkes gibi. Daha doğrusu bu depremi bir "ilahi adalet" olarak gören ırkçı kesimin tam tersini savunan insanlar gibi. En başta böyle düşünen, vicdandan yoksun kalmış insanları görerek insanlığın ne hale gelmiş olduğuna şahit oldum. İnanın bu depremin acıları kadar üzücü bir durum.

Daha sonra kendi çapımdaki kendi imkanlarımla "neler yapabilirim"i düşündüm. Bir an kendi battaniyemi, patik ve çoraplarımı, hırkalarımı vs. göndermeyi düşündüm. Van'a gitmeyi istedim. Bütün büyük battaniye, çadır, soba firmalarını aramayı düşündüm... O insanların çaresizliklerini gördükçe, birşey yapamamanın çaresizliğini hissettim, ama bu düşündüklerimin hepsini tek başıma yapamazdım zaten..

İşte o noktada Türk insanının bir bütün olduğunda neler yapabileceğini gördüm. İşte o noktada Sosyal Medya'nın gücünü gördüm ve kendi adıma içim biraz daha rahatladı.

"İyilik yap denize at" demiş atalarımız. Bence bu deyimin geçersiz kaldığı bir durumu yaşadı ülkemiz. İyilik yapan herkes ne yaptığını söyledi ki söylemeliydi, diğer herkesi harekete geçirebilmek için çok etkiliydi. Irkçı söylemlere bir cevap niteliği taşıması açısından çok etkiliydi.

"Twitter akıllı adam işi değil" diyen arkadaşlarım vardı benim. Eminim hala fark etmediler bu felaketin yaralarının sarılmasında ne kadar büyük pay sahibi olduğunun. Türkiye'nin en çok takip edilen twitter kullanıcıları, ünlü ünsüz herkes seferber oldu, firmaların yardım paketleri göndermesi ve ulaştırması açısından. Baskılar yapıldı tüm firmalara. Sadece o da değil, onlarca can kurtuldu twitter sayesinde. Var mı daha güzeli?

Bir kaç site açıldı Van'a yardım etmek isteyen insanları yönlendirmek için. Belediyeler her ne kadar bu sayede prim yapmaya da çalışsalar en çok onlar çalıştı ve halktan yardımlarını en çok sosyal medya sayesinde toplayabildi. Paketlemede yardım edecek gönüllü insanlar bile yine oradan organize oldular.

Ne kadar büyük yardımlar yapıldı, ne kadarı oraya ulaştı bilinmez ama gördüklerim beni inanılmaz gururlandırmaya yetti. Organize eden, yardım eden, destek olan, oturduğu yerden sadece boş mesaj atan herkese "helal olsun" dedirtti. En büyük helal olsun, orada gece gündüz çalışan kurtarma ekiplerine, başımızdan eksik etmesin onları.

İnsanlığımı hatırladım. Bu böylece kuru bir laf gibi dursa da "insanlığımı hatırladım". En çok ne zaman ağladım biliyor musunuz? Elimden maddi pek fazla bir şey gelmediğinden gönüllü yardımcı olarak çalışmayı seçtiğim sırada bir belediye binasında gördüklerim beni o kadar insan içinde ağlatmaya yetti. Merak etmeyin o kadar çok çalışıyordu ki insanlar, kimse ağladığımı fark etmedi bile:)

Nasıl duygulandığımı nasıl gururlandığımı anlamanız için, o belediye binasının kapısından içeriye sel gibi akan yardım eşyalarına bakıp, onları canhıraş bir şekilde istifleyip ayırmaya çalışan gönüllü insanları gördüğünüzde anlarsınız ancak.

Her yerde arı gibi çalışan, uzakta bi yerlerde ailesi parçalanan, evi yıkılan, üşüyen aç binlerce insanın yüzünü biraz olsun güldürmek isteyen insan vardı.

Ben ise bu yardım selinin küçük ama küçücük bir parçası olmaktan inanılmaz mutlu olan, vatandaşıyla gurur duyan biriydim.

Devlet mi? Boş verin onu biz bize yeteriz her zaman zaten;)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...